Blog

Kuantum

“Ben demiştim,bu proje yetişmeyecek diye…”

“Ben sana söyleyeyim, bu çocuk yapamaz..”

“İyi ki bakmışım yoksa gidecekti…”

“Korktuğum başıma geldi..unutmuşlar….”

“Hayatta olmaz! Yetişmez!”

 

Bunları bir yerlerden hatırlıyor musunuz? Günlük yaşamda ne çok kullanıyoruz. 

Peki bunlar acaba hayatımızı etkiliyor olabilir mi? Bunlar sadece  bir düşüncenin ürünü mü? 

Düşüncelerimiz hayatımızı şekillendiriyor olabilir mi?

Başımıza gelecekleri düşüncelerimiz belirliyor olabilir mi?

Cevap: evet.

Hem de bunun bilimsel bir açıklaması var. Kuantum fiziği ve nöroloji bilimi bize bunu açıklıyor. 20. Yüzyılın başlarında kuantum fiziğinin temel taşlarını oluşturan formülleri ve teorileri ortaya atan 2 önemli fizikçi Einstein ve Max Planck, maddenin, enerjinin bir başka görünümü olduğunu ve evrende her şeyin bir titreşimden ibaret olduğunu ortaya atmışlar. 

Başka bir fizikçi Schrödinger de meşhur kedi deneyinde 2 olasılıklı basit bir durumun sonucunu ancak ve ancak izleyicinin yalnızca birisini seçmesine bağlı olduğunu ortaya koymuş. Sonra da bunu genelleştirmiş ve evrende her türlü olasılığın her an var olduğunu ve bizlerin o olasılıklardan yalnızca bir tanesini ortaya çıkardığımızı iddia etmiş. İlerleyen dönemlerde yapılan deneylerde gözlemleyenin deney sonucunu değiştirdiği ispatlanmış. Yani biz izlerken deneyin sonucu başka, izleyen yokken deney sonucu başka çıkıyor. İlginç değil mi?

Yani düşüncelerimiz, deneyleri, olayları değiştirebiliyor. Bizler düşüncelerimiz yoluyla evrendeki sonsuz olasılıklardan bir tanesini seçiyoruz ve onu dünyamıza getiriyoruz. İyi ama o zaman neden bunun farkında değiliz?

Çünkü bu hemen olmuyor. Biz düşünür düşünmez düşündüğümüz olay gerçekleşmiyor. Belli bir süre sonra gerçekleşiyor. Bu yüzden farkına varamıyoruz. Olay gerçekleştiğinde bunu ne zaman düşündüğümüzü hatırlamıyoruz.

Düşüncelerimiz tarlaya atılan bir tohum gibidir. Uygun toprak, mevsim, güneş ve su bulursa büyür ve meyvesini verir. Bu zaman alır. Ne zaman tohum ektiğimizi hatırlamayız. 

Uygun toprak nedir, güneş ne demek, su ne demek? 

İşte burada da nöroloji bilimi devreye giriyor.

Sahip olduğumuz düşünce kalıplarımız, inançlarımız, bağımlılıklarımız, korkularımız, önyargılarımız burada toprak görevi görüyor. Yani her düşünce hayata geçmiyor. Bu toprağa uygun olanlar meyve verebiliyor.

Duygularımız bir güneş gibi hücrelerimizi besleyen kimyasallar üretiyorlar. Düşüncelerimize yüklediğimiz duygular topraktaki tohumun büyümesine yardım ediyor. Hücrelerimiz bu duygulardan besleniyor. Toprağa uygun düşünce, yine toprakla uyumlu duygular meyvesini veriyor ve sonra kendi yarattığımız olayla karşılaşıyoruz. Kendi düşüncemizin yarattığı olayla karşılaşıyoruz ama farkında olamıyoruz. Başımıza gelen her şeyi (iyi / kötü) biz yaratıyoruz veya onun ortaya çıkmasına hizmet ediyoruz.

Pekiyi durum böyleyse başımıza gelmesini istemediğimiz şeyleri de düşüncelerimizle engelleyebilir miyiz? ya da başımıza gelmesini istediğimiz güzel şeylerin ortaya çıkmasına hizmet edebilir miyiz? Elbette…

Önce istemek gerekiyor. Değişmeyi istemeliyiz ki tüm vücudumuz buna uyum sağlasın. 

Sonra da  kimyasal akışının kesilmesi gerekiyor. Bunun için de farklı bir düşünce üretmek gerekiyor, eskisinden farklı. Böylelikle benliğimizin alışık olduğu düşünce ve inanç sistemini değiştirmemiz gerekiyor. Bunu uzun süre yaptığımızda, sık sık tekrarladığımızda hücrelerimiz artık eskisi gibi beslenemiyor ve yeni hücreler yeni inanç ve düşünce sistemimize uygun şekilde çoğalıyor. 

Burada modern nörolojinin başka bir nimetinden de yararlanabiliriz. Yapılan deneyler beynimizin gördüğü ile hayal ettiğini birbirinden ayırt edemediğini göstermiş.

Beynimiz ortaya çıkmış bir duruma, onu sadece hayal ettiğinde de aynı tepkiyi veriyor. Bu tepki hücrelerimize gerekli kimyasal desteğini verebiliyor ve bir süre sonra uygun toprakta uygun güneş ve su ile beslediğimiz meyve ortaya çıkıyor. Bunu hepimiz yapabiliriz ve aslında yapıyoruz, farkında değiliz. Hayalimizi daha etkili kılmak için bunu resimli, yazılı, hatta modelli, maketli hala getirebiliriz. Gerçekleştirmek istediğimiz hayalin sembolik bir resmini yapıp her sabah göreceğimiz bir yere asmamız, ona her baktığımızda istek ve heyecan duymamız ve bunun olacağına tüm benliğimizle inanmamız, o hayali gerçekleştirmek için yeterli olacaktır.

İbrahim Durmuş

19 Aralık 1966’da Ankara’da doğdum.1988 yılında Gazi Üniversitesi Makine Mühendisliğinden mezun oldum. 1995 yılından beri Hema Endüstri A.Ş.’de Çerkezköy / Tekirdağ’da çalışıyorum. Uzun yıllar aynı şirkette muhtelif bölümlerde müdürlük yaptım. Halen Genel Müdür Yardımcısı olarak görevime devam ediyorum. Evliyim ve 2 çocuğum var. 2000’li yılların başından itibaren hayatın anlamını, insanlığın nereden gelip, nereye gittiğini dünya dışı yaşamı merak etmeye başladım. Kişisel gelişim, NLP, antik uygarlıklar, dünya dışı yaşam, ruhsal çalışmalar, duyular dışı algılama, bilinç ve bilinçaltı, kuantum fiziği ve kuantum yaşam felsefesi konularında okumaya ve araştırmaya başladım. 2013 yılından itibaren araştırmalarımı bir eğitim şekline getirerek çalıştığım şirkette ve başka yerlerde çalışanlarla paylaştım. Eğitimlerde anlattığım konuları fabrikada geçen bir hikâye haline getirerek anlattığım ilk kitabım “Yöneticiler İçin Kuantum”, 2019 Kasım ayından itibaren internet kitapçılarında satıştadır.